Yenibirfikir.net
Bilgi Verici - Problem/Çözüm - 11 Kasım 2008

Haberlerde bir turizm fuarının görüntülerini yayınlamışlardı bir sefer. Danslar, stand tasarımları, değişik etkinlikler yapılıyordu, her fuarda olduğu gibi. İlgi çekilmeye çalışılıyor ki fuar başarısı artsın. Siz de google’da turizm fuarı diye aratıp, fuardan bazı fotoğrafları görebilirsiniz. (Hatta ben hazır aratılmışının bağlantısını vereyim.

Bu resimler ve gördüğüm haber; ülkemizin standının çok durgun olduğunu gösterdi bana. Ne yapılabilir diye düşünürken, aklıma bu fikir geldi: Maraş Dondurmacısı.

Bir turizm fuarı orası. Her ülke ilgi çekmeye, akılda kalmaya çalışıyor. Üstelikte çok da eğlenceli etkinlikler yapılmasa gerek. Böyle bir ortamda ziyaretçilerinize bir dondurma ikram etmek (ki maraş dondurması), çok güzel olacaktır, ilgi çekmenizi sağlayacaktır.

Ayrıca maraş dondurmacılarını bilirsiniz, sadece dondurma satan kişi değillerdir. Şu sıralar fazla gözükmeseler de hatırlarsınız maraş dondurmacılarını, ve türlü oyunlarını. Tezgahlarında duran dondurmaya, çubuklarıyla havada nasıl şekiller verdiklerini. Tam külahı tutacakken kaçırdıklarını, tuttuğunuzda da külahtan dondurmayı alışlarını. Kalın sesle nara attıktan sonra, tezgahın üstündeki çana dondurma sopasıyla vuruşlarını.

Eğlenceli bir şeydir maraş dondurmacısından, dondurma almak. Bu nedenle standın bir bölümünü maraş dondurmacısına ayırmak, güzel bir ilgi çekme yöntemi olacaktır. Türkiye için daha güzel ve hatırda kalıcı bir etkinlik olacaktır.

Aslında bu etkinliğe katılamayacaktım. Çünkü diğer blogcu arkadaşlara ayın 13′ün de ulaşan kit; bana 20’sinde geldi. Üstelik de kitin içerisinde son katılım tarihi 20’si yazıyor. Etkinliği düzenleyenlere niye katılmadığımı açıklayan e-postayı bile göndermiştim. 

Postayı gönderdikten 15 dakika sonra telefonum çaldı. Arayan güvenlikti ve gidip kargomu teslim almamı istiyorlardı. İronik bir durum oluştu. Attığım posta vesilesiyle, benimle iletişime geçen ekip; son katılım tarihinin 23′ü olduğunu söyleyince tekrar heycanlanmaya başladım. O heyecanla da, günün akşamında Fusion Power Phenom’la ilk traşımı oldum.

Şimdi traş sırasında aklımdan geçenleri yazayım:

Ben o zamana kadar hep kullan-at bıçaklarla traş olmuştum. Adı bir kere kullan-at; değersiz bir şey gibi düşündürtüyor. Buysa daha düzenli, daha kıymetli bir şey olduğu havasını ilk görüştü estiriyor.

Paketini açıp, bıçağı plastik yuvasında görünce ilk aklıma gelen, dedemin traş oluşu oldu. O alttan vidalı traş bıçaklarından kullanıyordu. Bıçak bir dolapta dururdu. Traş zamanı dolaptan aldığı bıçağını, plastik kutusundan çıkartır, hazırlar ve başlardı traş olmaya.

O bıçağın bir aitliği vardı, bir özelliği; dedem için özel oluşu. Şimdi ben de böyle bir şey hissettim. Hani bir erkeğin erkek olduğunu hissetmesi gibi.

Ben bunları düşünürken: Yuvasının içinde duran bıçak, değerliyim ve seninim der gibi bakıyordu. Gel başlıyoruz diyerek aldım elime. Şimdi de, elime yakıştığını düşünmeye başlamıştım. Bu bir eksiklik miydi acaba şimdiye kadar. Hani Sweeny Todd filminde Bay Todd seneler sonra usturalarını tekrar eline alınca: “Kollarım şimdi tekrar tamamlandı” diyorya, işte o geldi aklıma.

Bakalım dedim traş olmak nasıl bir zevk verecek: İlk kısmı aldım bıçakla, ama sanki alamamıştım. Sanki bıçak sadece yanağımın üzerinde gezinmişti. Bilmiyorum o zamana kadar hep kullan-at traş bıçağı kullanmış olmanın etkisimiydi ama, birşeyler değişikti. Aynaya yaklaşıp iyice baktım; orada hiç bir kıl yoktu. Böylece sürtünmesiz ve pürüzsüz traş ne demekmiş onu da öğrenmiş oldum.

Herşeyi ağırdan alarak bitirdim traşı, keyfini çıkartmak isteyerek. Şimdi gerçekten rahatlamıştım. Ayrıca aklımda başka düşünceler oluşmaya başlamıştı, acaba artık kaç günde bir traş olsam diyordum. Haftada birden, iki günde bire çıkartmalı mıydım.

Traş sırasında benim aklımdan geçenler bunlar oldu. Etkiliği düzenleyenlere, beni de bu 150 blogcu arasına katanlara teşekkürlerimi sunuyorum.

Burası Yenibirfikir.net: Madem öyle Fusion Power Phenom’u biraz da fikirler deyip inceleyeyim:


►Okumaya buradan devam et.

Bilgi Verici - 6 Eylül 2008

Bu yazım bir fikir yazısı değil, farkettiğim bir sorunu yazıyorum. Belki düzeltebilecekler görür diye umutlanarak yazıyorum.

Yakında üniversite birinci sınıfa başlayacağım ve bunun için yaz tatilinde matematik dersi aldım. Türev, integral falan.

Türeve başlayacağımız derse gitmeden önce, biraz bakayım bu türev neydi dedim ve açtım lise 3 matematik kitabını. (Kitap MEB yayınlarından)

Başlangıçta türevin formülünü veriyor. Sonra sayfalarca bu formüle göre sorular çözüyor, formülü basitlerştiriyor, ipuçları veriyor. Ama benim türev nedir soruma cevap vermiyor.

Olmayacak bu iş hoca anlatmadan diyecektim ki bir de üniverisite matematik kitabına (Calculus’e) bakayım dedim, açtım kitabı:

Sol tarafta bir resim konmuş: Toronto’daki CN Kulesinin resmi, ve anlatmaya başlamış.

Türev eğimdir demiş. Bu kule ile de örnek vermiş. Kulenin tepesinden yere atılan bir topun hız/zaman grafiğini çizip üzerinde türevi anlatmış. Çok basit bir dil kullanmış, ve türev fonksiyonunun öyle uzun işlemler sonucu çıkan bir şey olmadığını, hatta tam tersine eğim olduğunu göstermiş. (Yani dik üçgende açının karşısı bölü komuşusu olduğunu.)

Bu muydu benim anlamadığım türev deyip tekrar açtım lise 3 matematik kitabını, kurcalamaya başladım. Gördüm ki bizim matematik kitabımızda da anlatılıyor türevin ne olduğu, ama neredeyse konu bitiminde, “türevin geometrik yorumu” başlığı altında.

Bir sürü faklı tipteki türev sorularını çözmek öğretildikten sonra, öğrenciye deniyor ki bak türev bu. Bu öğrenci de hocasının insafına kalıyor. Eğer hocası kitaptaki konu sırasını izlediyse yazık oluyor o öğrenciye.

Suç öğrencinin değil. Öğrenci konuyu hocasının anlattığı gibi öğrenecek. Hoca da Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygun gördüğü gibi anlatacak. Ama olan öğrenciye olacak.

İsterim ki bu kitap tekrar ve düzgün bir şekilde düzenlensin. Bu yazıyı da zaten kitabın tekrar düzenlenmesine yardımcı olmabilirim belki diye yazdım. Bu nedenle bu yazıyı buraya yazdığım gibi bir de MEB bilgi(at)meb.gov.tr‘ye gönderiyorum. Siz de yardımcı olmak isterseniz, yazının linkini bu adrese yollayabilirsiniz.

Bilgi Verici - 17 Ağustos 2008

Tabi ki kesin bir cevabı olmayan sorular bunlar, farklı kişilere göre farklı tanımları olacaktır. Ama bu farklı tanımlar, aşağı yukarı aynı çerçeveyi gösterecektir.

Fikir nedir sorusuna kendi cevabımı söyleyeyim: Bir birleşimdir. Başka fikirlerin birleşimidir.
Bu durumda yaratıcılık da: Birleştiriciliktir. 

Yenibirfikir.net’in ve benim amacım da bu: Fikirleri birleştirip, yeni fikirler üretmek. Amaç bu olunca, yaratıcılığı artırmak için kendini geliştirmek de bir diğer amaç oluyor.

Bu konuda bir anlatım yapmayı düşünüyordum. Daha sonra UzmanTV‘de Yekta Özözer‘in konunun önemli sorularına çok güzel cevaplar verdiğini gördüm. Bu cevapları doğrudan UzmanTV’den alıyorum, benim düşüncelerimi de katıp size sunuyorum.

Fikir Geliştirme Yöntemleri Nelerdir:

Dediğim gibi kesin cevapları olmayan sorular bunlar. Bu yüzden, Yekta Özözer’in anlatımlarından öğrendiklerimle birlikte, genel çerçeveyi göstermeye çalışacağım.

  • Problemlerin farkında olun, çünkü çözümleri çözümleri bir fikirdir.
  • Kalıpların dışına çıkmaya çalışın.
  • Yaptığınız işin ne olduğunun farkında olun, farklı bir yöntemle de aynı sonuca ulaşabileceğinizi düşünün.
  • Benzerlikler size yeni fikirler verebilir. Benzerlikleri kullanın.
  • Eskinin uçuk gelen fikirlerinin, şu anda ne kadar sıradan şeyler olduğunu hatırlayın.

Nasıl daha yaratıcı olabiliriz?


(Videoyu izlemek için videonun ortasındaki Play’a basın; hala izleyemiyorsanız buradan)

Yaratıcılığımızı artırmak için ne tür egzersizler yapabiliriz?


(Videoyu izlemek için videonun ortasındaki Play’a basın; hala izleyemiyorsanız buradan.)

Yeni bir fikir ürettik, ama farkında mıyız?

Bu benim gördüğüm kadarıyla çok sık olan bir şey. Bir şey piyasaya çıkıyor ve “Ulan ben bunu iki sene önce sana söylememiş miydim?” diye çıkıyor birisi.

Benim tavsiyem; ürettiğiniz/düşündüğünüz bir şeyi, “Bu da yapılır mı be!” deyip kestirip atmayın. En azından yakın bir arkadaşınızla tartışın. Ürettiklerinizden korkmayın.

Eğer o düşündüğünüz şey, sizin karşılaştığınız bir probleme çözüm olabiliyorsa; bir başkasının problemine de çözüm olabilir. 

 

Siz de yaratıcılık ve fikir üretmek üzerine kendi düşüncelerinizi Yorum Yazarak ekleyebilirsiniz.

Diğer Başlıkları Göster ▼

Bilgi Verici - 10 Temmuz 2008

Yeni bir fikir değil ama yeni bir uyarı. Amacımız paylaşmak olunca, böyle bir uyarıyı paylaşmayı uygun buldum:

Hamile bayanları, doktorları ve çevreleri yapmaları ve yapmamaları gerekenler hususunda uyarır. Hamile bayanlar ise bu uyarılarda kesin kanıtlanmamış fakat risk taşıdığına inanılan şeyleri yapmaktan uzak durur. Sonuçta taşıdıkları bir insan canı ve bu insanı taşımanın ve sağlıklı olarak dünyaya getirmenin sorumluluğunu onların üzerindedir.

İşte bu uyarılardan birinin sonucu da hamile bayanların manyetik güvenlik kapılarından geçmek istememeleri. Tabi ki bu duruma güvenlikçiler de itina göstermekte.

Ancak bu hamile bayanlar, alışveriş merkezlerindeki mal hırsızlığı amaçlı kontrol panellerini(EAS) hiç dikkate almazlar. Hatta bu panellerin yakınında bazen kasalar vardır ve buralarda kasa işlemleri için uzun vakit geçirirler. Orada hamile kasiyerler dahi olabilir.

Hiç düşündünüz mü bu panellerden yayılan manyetik alanların şiddeti ve frekansı ne kadar?
Markalara ve modeller göre değişmesine rağmen, bu cihazların yaydığı manyetik alan, genellikle manyetik güvenlik kapılarının yaydığı manyetik alan şiddetinin 1-20 katı arası. Frekansı da manyetik güvenlik kapılarının manyetik alan frekansının
1-2000 katı.

Manyetik alanın insanlara ve hamile bayanlara zararı var mıdır?
İspatlanmamış tartışılabilir bir konudur. Fakat bilim adamlarından çıkan ses çoğunlukla zararlı olabileceği konusundadır.

Manyetik alan hamile bayanlar için zararlı ise ve bu bayanlar cep telefonları ile konuşmalarını en aza indiriyorsa ve manyetik güvenlik kapılarından geçmekten imtina ediyorlarsa; alışveriş merkezlerindeki mal hırsızlık kontrol panellerinin hamilelik için en büyük tehliklerden biri olduğunu bilmelerinde fayda var.

Tabi manyetik alanın herhangi bir zararı yoksa, bu yazı boş ama (umarım) hoş da bir uyarıdır.

Bilgi Verici - Tasarruf - 20 Haziran 2008

YeniBirFikir‘de ilk defa Fikrini Paylaş sayfası aracılığıyla gönderilmiş bir fikri yayınlıyoruz.

Sanırım bir önceki yazımızın etkisi olacak ki, Osman Urfalıoğlu isimli arkadaşımız klimaların çalışırken ürettiği su ile tasarruf yapalım fikrini öne sürdü:

Küçük evsel klimalar, 24 saatte bir 40 litre ortalama atık su üretmektedir.
Büyük salon tipi klimalar ise ortalama 130 litre kadar.

Gelin bu klimaların hortumlarını bir depoya gönderelim:
Bu depoda biriken suyu yer temizliği, araba temizliği, halı yıkama, bahçe sulama vs. kullanalım.

Aynı fikri bir de chocolateboy hafif.org‘da şöyle belirtiyor:  

Günümüzde su kaynakları azaldıkça suyun da değeri giderek artmakta. Sıcak havalarla birlikte klimaların da kullanımı havadaki suyu yoğuşma ile birbirinden ayırır. Bu ayrılan su da değerlendirilmezse büyük bir kayıp.

Normal sudan biraz farklı, kireçsiz ama oksijen oranı yüksek. Yani ütü suyu olarak kullanmak için ideal. Çiçekleri sulamak için de gayet iyi.Klimanın su borusuna bi kova koyarsanız çok su kurtarırsınız.

Yani sonuç olarak, bir cephesinin tamamen pencereden sarkan klima aparatlarıyla dolu olan apartmanların çoğaldığı günümüzde, neredeyse hepimizin evinde, işyerinde büyük bir su tasarrufu yapmamızı sağlayacak bir kaynak var. Bir kova/bidon veya bu geri dönüşümde kullanabileceğimiz su için binaya çekilecek farklı bir su hattı işimizi tamamıyla görebilir.

Bu su hattı fikri şu anda bu yazıyı yazarken aklıma geldi, ayrıca bu hat ve bir de su pompası yardımıyla binanın sifonlarını doldurabileceğimiz fikri.

Suyu topladıktan harcayacağımız bir sürü yer var tabii. Asıl önemli olan suyu kazanabileceğimiz kaynakların bilincinde olmak. Ve işte burda bir kaynak.

Bilgi Verici - Tasarım - 7 Haziran 2008

Hepimizin bildiği bir şey: suyumuz bitmek üzere ve tasarruf yapmalıyız.

Bu yazıda su tasarrufu üzerine yapılan reklamlardan bahsetmek istiyorum.

Bir sürü reklam yapıldı bu konuda. Ve bir sürü reklam yarışması. Benim çıkış noktam da üniversitemizde gördüğüm bir yarışma afişi.

Nasıl bir reklam yapılmalı derken, önce yapılmışları düşündüm ve nerdeyse kayda değer hiç birşey bulamadım.

Peki güzel bir su tasarrufu reklamı nasıl olmalı? dedim.
Sonra da kendi kendime cevap verdim.

Öncelikle öğüt verilmemeli diye düşünüyorum. Çünkü insanlar genellikle öğüt dinlemeye yatkın değildir. Zaten eğer tam tersi olsaydı, babalarımızın tecrübelerini tekrar tecrübe etme gereği duymaz ve şu an çok daha gelişmiş bir medeniyete sahip olurduk.

Ayrıca öğüt vermenin bir iticiliği olabiliyor. Tabi reklamda bol bol su gösterip, suyumuz bitiyor demek de bir başka itici durum. Ama bunlar çok yapılıyor.

Mesela normal bir su tasarrufu reklamı:
Reklam başlıyor. Bir musluk sonuna kadar açık. Hemen düşündürüyor Bu reklamı çekerken suyu ziyan etmiyor musunuz? diye. Daha sonra bir el musluğu kapatıyor. Suyumuzu boşa harcamayalım. diyor ve reklam bitiyor. Şimdi bu reklam kimi etkiledi?

Bunun yerine insanlarda susuzluğu tecrübe etmiş gibi bir etki bırakacak bir reklam lazım. Yani reklam suyun bittiğinde neler olacağını göstermeli. En taze meyvanın bile buruşuk olduğunu, çocuğunuzun yatmadan önce su istediğini fakat vermediğinizi gibi biraz hüzünlü de olsa etkileyecek şeyleri göstermeli. Tabi bir miktar susatmalı, ki kişi reklamı izledikten sonra bir bardak su içsin ve gerçekten çok değerli desin.

Diğer bir önerim de bir kızılderili atasözü:

Son ağaç kesildiğinde,
Son nehir zehirlendiğinde,
Son balık yakalandığında,
Paranın yenemeyeceğini anlayacaksınız.

Bunu Su bittiğinde, parayı içemeyeceğiz. şeklinde kullanabiliriz.

Bir de su bitmek üzere olduğu için kola, kahve, çay vb içeceklerin hepsinin yasaklandığı gibi, bağımlılarını etkileyecek reklamları gerektiği yerlerde kullanabiliriz.

Ayrıca su bitiyor diyen bir reklamda arkaplanı açık renkler (özellikle açık mavi) ile doldurmak pek mantıklı olmayacaktır. Kahverengi daha güzel bir etki bırakacaktır.

Bu konuda göstermek istediğim iki güzel video var, fakat yalnızca youtubeda bulunduklarından gösteremiyorum.
Onun yerine bağlantılarını vereyim: Bağlantı1, Bağlantı2


Sayfalar: 12»