Yenibirfikir.net
Problem/Çözüm - Tasarım - 18 Kasım 2008

Bazen arkadaşlarımla beraber, yurdun mutfağında kendi yemeğimizi pişiriyoruz. Yemekhanene yemeklerinden çok daha güzel ve zevkli oluyor. Ama bahsedeceğim şey bu değil. Bu yazıda bahsedeceğim fikirler mutfakta aklıma gelince, konuyu oradan açmak istedim. 

Bizim mutfaklarımızda ocakların iki ısıtma yeri var. İkisi arka arkaya. Aslında normal birşeymiş gibi gözüküyor, ama inanın öyle değil. Öndekinde pişen birşey varken, arkadakiyle uğraşmak epey bir zor oluyor ki ısıtma alalarının büyüklükleri farkı nedeniyle bunu sık yaşıyoruz. Üstelik okulda, bundan yakınanların sadece biz olmadığımızı öğrendim. 

Ben her bu durumla karşılaştığımda niye bunları yanyana koymamışlar ki diye soruyorum. Bulabildiğim tek cevap; yerden tasarruf etmek için, kullanışlılığı azaltmak.

Birgün biz yine yemek yapıyorduk ve ben yine aynılarını düşünüyordum, aynı soruyu soruyordum. Ama bu sefer daha farklı birşey oldu. Problem bana bir fikirle geri döndü. Gerçi bizim sorunumuza çözüm olan bir fikir değil, daha genel bir fikir. Hatta iki fikir:

Dönebilen Ocak

Normal ocakları bilirsiniz. Dört farklı büyüklükte ısıtma yerleri olur. Gerekli büyüklükte olanını seçersiniz, yakarsınız ve yemeğinizi pişirmeye başlarsınız. Yalnız bazen bizim yaşadığımız sorunla siz de karşılaşırsınız: önde kaynayan birşey varken arkadakiyle uğraşırsınız. Belki fazla uzun sürmeyebilir uğraşınız ama bunun sıkıntısını çekersiniz. 

Bu fikirde öngördüğüm şey dönebilen bir ocak. Uğraştığınız yemeği kolayca önünüze çekebilmeniz için.  

Öncelikle daha çok kazaya yol açabileceğini düşünülebilir. Ben ilk bunu düşündüm, ama sonra farkettim ki normal ocaklarda da az önce bahsettiğim problem kazalara kolayca yol açabiliyor.

Dönebilen bir ocakta alabileceğiniz dikkat etmeniz gerekenler neler? Saplı tava ve tencerelerle, altı yamulmuş tava ve tencereler. Bunların dışında yapılabilecek diğer şeyler, üreten firmaya kalıyor. 

Mesela ocağın dönen kısmının gerekli düğmeyle döndürülmesi, bunun dışında her zaman frenli halde bulunması. Belki de müşteri kitlesini değiştirmek için, üst düzey ürünler arasına alınması.

Artistik bir ürün olabileceğini söylemeliyim.

Üzerindeki Kabı Algılabilen Ocak

Fikri anlatmadan önce Microsoft Surface‘a deyineyim. Ekranı olan kısmına yani camına değen herşeyi algılayabilen bir bilgisayar. Yalnız herşeyi, hatta başka bir camı bile. Bir yandan görüntüyü cama yansıtırken, bir yandan da içerden kameralarla camı izleyip nerelere dokunulduğunu algılayabiliyor.

Bilmiyorum, bu bir ocak için ne kadar uygulanabilir. Ama eğer uygulanırsa çok değişik bir ürün ortaya çıkar. Siz sadece tencerenizi üstüne koyarsınız, o nereye koyduğunuzu anlar, boyutunu bilir ve ona göre ısıtır.

Çok değişik birşey olur bence. Olası tek sorunu, üzerine koyduğunuz plastik tavayı dahi ısıtmak istemesi olur sanırım ki bir şekilde aşılabileceğini düşünüyorum.

Ağırlık kontrolü. Üzerine birşey konduğunda ısıtmaya başlamadan önce 10 saniye hem ışıklı, hem sesli uyarı. Türetilebilir tabi.
►Okumaya buradan devam et.

Aslında bu etkinliğe katılamayacaktım. Çünkü diğer blogcu arkadaşlara ayın 13′ün de ulaşan kit; bana 20’sinde geldi. Üstelik de kitin içerisinde son katılım tarihi 20’si yazıyor. Etkinliği düzenleyenlere niye katılmadığımı açıklayan e-postayı bile göndermiştim. 

Postayı gönderdikten 15 dakika sonra telefonum çaldı. Arayan güvenlikti ve gidip kargomu teslim almamı istiyorlardı. İronik bir durum oluştu. Attığım posta vesilesiyle, benimle iletişime geçen ekip; son katılım tarihinin 23′ü olduğunu söyleyince tekrar heycanlanmaya başladım. O heyecanla da, günün akşamında Fusion Power Phenom’la ilk traşımı oldum.

Şimdi traş sırasında aklımdan geçenleri yazayım:

Ben o zamana kadar hep kullan-at bıçaklarla traş olmuştum. Adı bir kere kullan-at; değersiz bir şey gibi düşündürtüyor. Buysa daha düzenli, daha kıymetli bir şey olduğu havasını ilk görüştü estiriyor.

Paketini açıp, bıçağı plastik yuvasında görünce ilk aklıma gelen, dedemin traş oluşu oldu. O alttan vidalı traş bıçaklarından kullanıyordu. Bıçak bir dolapta dururdu. Traş zamanı dolaptan aldığı bıçağını, plastik kutusundan çıkartır, hazırlar ve başlardı traş olmaya.

O bıçağın bir aitliği vardı, bir özelliği; dedem için özel oluşu. Şimdi ben de böyle bir şey hissettim. Hani bir erkeğin erkek olduğunu hissetmesi gibi.

Ben bunları düşünürken: Yuvasının içinde duran bıçak, değerliyim ve seninim der gibi bakıyordu. Gel başlıyoruz diyerek aldım elime. Şimdi de, elime yakıştığını düşünmeye başlamıştım. Bu bir eksiklik miydi acaba şimdiye kadar. Hani Sweeny Todd filminde Bay Todd seneler sonra usturalarını tekrar eline alınca: “Kollarım şimdi tekrar tamamlandı” diyorya, işte o geldi aklıma.

Bakalım dedim traş olmak nasıl bir zevk verecek: İlk kısmı aldım bıçakla, ama sanki alamamıştım. Sanki bıçak sadece yanağımın üzerinde gezinmişti. Bilmiyorum o zamana kadar hep kullan-at traş bıçağı kullanmış olmanın etkisimiydi ama, birşeyler değişikti. Aynaya yaklaşıp iyice baktım; orada hiç bir kıl yoktu. Böylece sürtünmesiz ve pürüzsüz traş ne demekmiş onu da öğrenmiş oldum.

Herşeyi ağırdan alarak bitirdim traşı, keyfini çıkartmak isteyerek. Şimdi gerçekten rahatlamıştım. Ayrıca aklımda başka düşünceler oluşmaya başlamıştı, acaba artık kaç günde bir traş olsam diyordum. Haftada birden, iki günde bire çıkartmalı mıydım.

Traş sırasında benim aklımdan geçenler bunlar oldu. Etkiliği düzenleyenlere, beni de bu 150 blogcu arasına katanlara teşekkürlerimi sunuyorum.

Burası Yenibirfikir.net: Madem öyle Fusion Power Phenom’u biraz da fikirler deyip inceleyeyim:


►Okumaya buradan devam et.

Problem/Çözüm - 19 Ekim 2008

İki, üç gün önce zderban’dan bir e-posta aldım. Karşılaştığı bir sorun olmuş ve çözüm fikri bulabiliriz belki diyerek buraya yollamış. Yenibirfikir.net’in, fikir/çözüm bulmak denince hatılandığını görmek beni çok sevindirdi. zderban’a çok teşekkür ederim.

Postaya işe yarayacak bir fikirle cevap vermeye çalıştım elimden geldiğince. Ama önce gelen postayı paylaşayım:

Geçenlerde bir abinin dükkanına uğradım ve hiçte hoş olmayan bir durum hakkında bilgi sahibi oldum. 

Müştersi (14-16 yaşlarında bir delikanlı) bankamatikten başkasının hesabına havale yaparken para atm’ye sıkışıyor. Akbank. Güvenlik görevlisine durumu anlatıyorlar fakat müşteri hizmetlerini aramaları gerektiği cevabını alıyorlar. (Normalde atm’ye para yatıran veznedarın kasayı açıp hesap kontrolü yaparak parayı iade etmesi gereki sanıyordum.) Müşteri hizmetleri de pek ilgilenmiyor bu delikanlılar ile. Bu olayın sonucu nedir pek bir bilgim yok açıkçası.

Eski amerikan filmlerini hatırlarsınız sanırım. Bankamtiklerde bir telefon bulunurdu. Bu telefon ile müşteri hizmetlerini ücretsiz arayabilirdiniz.

Şimdiki gelişen teknolojiler ile bu daha pratik, ucuz ve kullanışlı bir şekilde geri dönebilir sanırım. 

Aslında ben de benzer bir duruma şahit oldum. Bir seferinde bankamatik annemin kredi kartını yutmuştu. Bankaya bildirdik; bize, bir sonraki gün gidip almamızı söyledi. Ama kart orada duruyordu ve bankamatik bizden sonra gelen birisine kartı verebilirdi. Babamın bilgisini kullandık ve başka bir kartla, sıkışan kredi kartımızı bankamatiğin içine doğru öteledik. Sonraki gün bankaya gittik ve kartımızı aldık. 

Aslında böyle bir durumla karşılaşacağımı düşünmezdim. Para sıkışması, kart yutulması değil demek istediğim, görevlilerin ilgilenmemesi. Bir görevlinin gelip gerekeni yapması gerekirdi diye düşünüyorum. Sonuçta o bankaya ait bir makine size sıkıntı çektiriyor. Üstelik de bir bankanın en önce sağlaması gereken şey güven iken. Ama siz orada bankaya güvenemiyorsunuz.


►Okumaya buradan devam et.

Teknoloji - 1 Eylül 2008

Üye girişi yapmadığımız forumlarda çoğu şeye; özellikle de linklere ulaşamıyoruz, ki ulaşsak da linkin kırık olma ihtimali var. Bu da beş dakikalık işlemi yarım saate çıkartıyor.

Geçen gün forumlara işim düştü. Aradığımı bulana kadar 10′dan fazla forumda belki 1 dakikadan daha uzun süre kullanmadığım üyelikler açmak zorunda kaldım. Siz de bu durumdan yakınmışsınızdır ve bence bu bir problemdir.

Daha önce yaratıcılık ve fikir üretmek nedir? adlı yazıda problem/çözüm hakkında yazmıştık. Bu fikir de bu yolla bulundu. Forumlarda böyle bir problemin olduğunun farkına varıldı, bir çözüm istendi ve bir fikir doğdu. Şimdi de fikrimi sizlerle paylaşıyorum.

Forum

Önce bu üyelik açmalar esnasında farkettiğim şeylerden bahsedeyim.

  • Çoğu forum MyBB/phpBB gibi bir şablon üzerine kurulmuş. Nasıl ki biz blog yazarları (genellikle) bloglarımızı wordpress altyapısı üzerine kuruyoruz aynı o şekilde.
    Özellikle belirteyim çoğunun üyelik sayfaları tamamen aynı. Zaten fikri aklıma getiren de bu oldu.
  • Nasıl biz blog yazarları bloglarımızı Blograzzi, Yeşilvadi gibi blog dizinlerine sitelere kaydedebiliyorsak, forum siteleri için de böyle siteler -çok gelişmemiş olsalar da- var. Hatta bazıları forumların altında biz şuna üyeyiz diye de belirtiyorlar.

İsterim ki forumlarda, her türlü bilgiye sorunsuzca ulaşabilelim; ama madem ki bu olmuyor (sebepleri vardır tabi) başka bir çözüm yolu aramak lazım.

Şimdi benim aklıma gelen fikri söyleyeyim:

Forum sitelerinde üyeleri ikiye ayırabiliriz: Genel Ziyaretçi Üye ve Özel Yazar Üye


►Okumaya buradan devam et.