Yenibirfikir.net
Diğer - 5 Ocak 2009

Ferrari’nin kurucusu, Enzo Ferrari’nin hayatını anlatan bir film izledim geçen gün. Filmin bir kısmı beni çok etkiledi: Scuderia Ferrari’nin (Ferrari Takımı) kurulduğu kısım. Ve o kısmı burada paylaşmak istedim.

Enzo otomobil yarışlarını bırakır, ama otomobillere delicesine bağlıdır. Bu nedenle otomobil üretmek kararını alır. Fakat depo gibi bir yer ve “Scuderia Ferrari” yazan tabelasından başka bir şeyi yoktur.

Alfa Romeo ile görüşmeye gider. Siz daha fazla satışa odaklanmalısınız, yarış bölümüyle zaman harcamamalısınız. Ben spor araçlar bölümünün tamamını üstelenmek istiyorum der. Üstelik aynı konuşma içerisinde cebinde tek kuruşu olmadığını ama Alfa’yı dünyanın en huzlısı yapabileceğini söyler. Alfa da tabiki dikkate almaz. Alaycı bir şekilde; bize önerebileceğiniz hiç birşey yok der.

Enzo müsade isteyip odanıın dışında bekleyen arkadaşının yanına gider ve: “Başardım, bundan daha istekli olamazlardı. Kontratı imzalamaları uzun sürmez” der. Arkadaşının elindeki projeyi alıp tekrar içeri girer. Projeyi masaya serip; bu kağıttaki kuru laf değil, benim hayatım der. 

Alfa yöneticileri tesise ihtiyaç var der. Enzo ise benim var der. İnsan gücünüz var mı peki diye sorarlar.

– İnanmayacaksınız ama ustalar ve teknisyenlerle birlikte, piyasanın en iyi mühendisi de bende.

– Mümkün değil. En iyisi Vittorio Jano‘dur. Fiat’ta çalışıyor. Bugüne dek ona gerçektende çok iyi tekliflerde bulunduk ama her defasında bizi reddetti.

– Belki de o tekliflerin hiç birinde hayal olmadığı içindir. Bunu anlamakta zorlanabilirsiniz, ama hayaller bulaşıcıdır.

Enzo tekrar odanın dışına çıkar ve beklemekte olan arkadaşını içeriye alıp: “Beyler, huzurlarınızda Vittorio Jano” der. 

Sizinde belki elinizde hiç bişey olmayabilir, o zaman Enzo Ferrari’nin olmadığı gibi. Ama hayalleriniz her zaman olsun ve fikirlerinize yol göstersinler.

Aslında bu etkinliğe katılamayacaktım. Çünkü diğer blogcu arkadaşlara ayın 13′ün de ulaşan kit; bana 20’sinde geldi. Üstelik de kitin içerisinde son katılım tarihi 20’si yazıyor. Etkinliği düzenleyenlere niye katılmadığımı açıklayan e-postayı bile göndermiştim. 

Postayı gönderdikten 15 dakika sonra telefonum çaldı. Arayan güvenlikti ve gidip kargomu teslim almamı istiyorlardı. İronik bir durum oluştu. Attığım posta vesilesiyle, benimle iletişime geçen ekip; son katılım tarihinin 23′ü olduğunu söyleyince tekrar heycanlanmaya başladım. O heyecanla da, günün akşamında Fusion Power Phenom’la ilk traşımı oldum.

Şimdi traş sırasında aklımdan geçenleri yazayım:

Ben o zamana kadar hep kullan-at bıçaklarla traş olmuştum. Adı bir kere kullan-at; değersiz bir şey gibi düşündürtüyor. Buysa daha düzenli, daha kıymetli bir şey olduğu havasını ilk görüştü estiriyor.

Paketini açıp, bıçağı plastik yuvasında görünce ilk aklıma gelen, dedemin traş oluşu oldu. O alttan vidalı traş bıçaklarından kullanıyordu. Bıçak bir dolapta dururdu. Traş zamanı dolaptan aldığı bıçağını, plastik kutusundan çıkartır, hazırlar ve başlardı traş olmaya.

O bıçağın bir aitliği vardı, bir özelliği; dedem için özel oluşu. Şimdi ben de böyle bir şey hissettim. Hani bir erkeğin erkek olduğunu hissetmesi gibi.

Ben bunları düşünürken: Yuvasının içinde duran bıçak, değerliyim ve seninim der gibi bakıyordu. Gel başlıyoruz diyerek aldım elime. Şimdi de, elime yakıştığını düşünmeye başlamıştım. Bu bir eksiklik miydi acaba şimdiye kadar. Hani Sweeny Todd filminde Bay Todd seneler sonra usturalarını tekrar eline alınca: “Kollarım şimdi tekrar tamamlandı” diyorya, işte o geldi aklıma.

Bakalım dedim traş olmak nasıl bir zevk verecek: İlk kısmı aldım bıçakla, ama sanki alamamıştım. Sanki bıçak sadece yanağımın üzerinde gezinmişti. Bilmiyorum o zamana kadar hep kullan-at traş bıçağı kullanmış olmanın etkisimiydi ama, birşeyler değişikti. Aynaya yaklaşıp iyice baktım; orada hiç bir kıl yoktu. Böylece sürtünmesiz ve pürüzsüz traş ne demekmiş onu da öğrenmiş oldum.

Herşeyi ağırdan alarak bitirdim traşı, keyfini çıkartmak isteyerek. Şimdi gerçekten rahatlamıştım. Ayrıca aklımda başka düşünceler oluşmaya başlamıştı, acaba artık kaç günde bir traş olsam diyordum. Haftada birden, iki günde bire çıkartmalı mıydım.

Traş sırasında benim aklımdan geçenler bunlar oldu. Etkiliği düzenleyenlere, beni de bu 150 blogcu arasına katanlara teşekkürlerimi sunuyorum.

Burası Yenibirfikir.net: Madem öyle Fusion Power Phenom’u biraz da fikirler deyip inceleyeyim:


►Okumaya buradan devam et.

Tasarım - Teknoloji - 23 Ağustos 2008

Günümüzün en gözde cihazı oldu iPhone kim kabul etmez. Ben iPhone’nu “Üzerindeki teknolojiyi en verimli kullanan şey” olarak tanımlıyorum. Bu yazıda da bu teknolojiyi daha verimli kullandıracak iki fikir sunuyorum/sunuyoruz.

Bu iki fikir Ercan Çalışkan tarafından Fikrini Paylaş sayfası aracılığıyla geldi. Daha sonra kendisiyle postalaşarak fikirleri son haline getirdik:

Barkod okutarak ürün bilgilerine kolayca ulaşabiliriz.

Fikrin altında yatan mantık basit: Almak istediğimiz veya merak ettiğimiz ürünün barkodunun bir fotoğrafını çekip, cihaza yüklediğimiz bir program vasıtasıyla sorgulatıyoruz. Böylece ürün hakkındaki detaylı bilgilere ulaşabiliyoruz.

Buradaki detaylı bilgi sözcüğünü biraz daha açayım: Öncelikle diğer kullanıcıların o ürün hakkındaki yorumlarına ulaşabiliriz. Bu bilgi bir ürün alırken en değerli bilgidir sanıyorum. Bunun dışında fiyat, mağaza ve kampanya bilgilerine de ulaşabiliriz.

Peki bu bilgileri sağlayan kim?

Sanırım fikrin en önemli sorusu bu. Çünkü gerçekten büyük bir veritabanına ihtiyaç duyacak bir fikir. Biz bunun Twittervari bir uygulamayla aşılabileceğini düşündük. Yani “Ne yaptığını yaz” değil de “Ne aldığını yaz”.

Ayrıca internetten alışveriş siteleri de, bu sistemde kendi paylaştıkları bilgilerin üzerinde reklam görünmesi karşılığıyla yer alabilirler. Böylelikle ürün bilgileri arasında sürekli ve kesin bir fiyat bilgisinin bulunması da sağlanır.

Tabi büyük marketler (zincir halini almış veya ürün bilgilerini bilgisayarla kontrol edebilen marketler) de gönüllü olarak bu sistemde yerlerini alabilirler. Veya sadece kampanyalı ürünlerini sisteme kaydedebilirler. Böylece iPhone üzerindeki GPS teknolojisinin faydalarının daha belirgin gözükmesi de sağlanabilir.

Bu fikir aynı zamanda bilinçli tüketici kavramını da ön plana çıkartacaktır.

Fotoğraflarla kişi bilgilerine kolayca ulaşabiliriz.

Bu fikir yeni tanıştığımız kişilerin isim, telefon numarası gibi bilgilerini içeren, Outlook vcard’ı gibi kişiye ait kayıt dosyasına; kişinin fotoğrafını kullanarak ulaşabilelim diyen bir fikir.

Gerçi günümüzde yüz tanımlama sistemleri çok da gelişmiş değil. Benim yüz tanımlama sistemlerine örnek olarak gördüğüm en gelişmiş sistem myheritage.com. Bilmeyenler için söyleyeyim; siz fotoğrafınızı gösteriyorsunuz, o size yangi ünlüye benzediğinizi. Fakat birbirine çok benzeyen iki ayrı fotoğrafınızın küçük farkları yüzünden dahi, sizi çok farklı kişilere benzetebiliyor.

Ama inanıyoruz ki ileride yüz tanımlama sistemleri buna müsade edecktir, ve bu fikir de kullanışlılığıyla gözümüzde yer edinecektir.

Tabi nasıl bilinmeyen numaralara kayıt olmak zorunlu değilse; isteyen bilgilerim gözükmesin diyorsa; bu sistem için de aynısı geçerli olacaktır. Hatta bunu gsm operatörlerinden ayrı olarak düşünmemiz daha mantıklı olacaktır.

Ayrıca sizin Yorum Yazarak paylaştığınız düşüncelerinizle bu fikirler çok daha gelişmiş olacaktır.

Burada fikirler iPhone üzerinden anlatıldı (Her ner kadar biz Türklerle daha buluşmamış olsa da); sebebi şu sıralar bu fikirlerin en rahat uygulanacağı cihaz olması. İleride bu tip cihazlar çoğalacaktır ve bu sayede fikirler (uygulamaya girerlerse) daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşacaktır.

Tasarım - 1 Ağustos 2008

zderban takma adlı arkadaşımız önce “Yaya güzergahlarında niye çöp kovası yok? Akla gelen tek cevap bombalı paket riski demişti.”, sonra Güngören’de bir sürü masumun canı yandı.

Daha sonra yine zderban’dan bir yorum geldi, yalnız bir yorumdan daha fazlası olduğunu düşünüyorum, bu bombalı paket riskine karşı güzel bir fikir.

Belki bombalı paketlerin tek konabildiği yer çöp kovaları değil. Ama çöp kovaları hem en müsait yerler, hem de olmamaları çok büyük bir sorun. Bu fikri hiç değiştirmeden yayınlıyorum.

Bu fikri geliştirecek fikirleri olan veya daha farklı çözüm önerileri olan arkadaşlarımız da Yorum Yazarak fikirlerini söylerlerse faydalı olacaktır mutlaka.

 

“Çöp kovası koymuyoruz, çünkü bombalı paket riski var.”

İstanbul’da gerçekleşen son olayla bu risk arttı diyebiliriz.
Yukarıda yamış olduğunuz açık konuşmak gerekirse bana biraz uçuk geldi:)
Yukarıda ve diğer yazınızda belirtmiş olduğum riski azaltmak için fikirler geliştirsek daha sağlıklı olur kanaatindeyim.

Örnek: TSK’da Er’lerin nöbet değişimlerinde doldur boşalt yaptıkları kum çukurları yada tepecikleri vardır, birde amerikan hapishanerlerinin bazıları çok sert beton odaların birleşmesinden oluşmakta ayrıca çok sağlam yapılar.

Buradan yola çıkacak olursak:

1.Yollarda bulunan ptt yada kanalizasyon kuyuları benzer çukurlar açılarak sertlerştirilmiş betondan kutucuklar bu kuyulara yerleştirilebilir.

2.Bu kutucukların üst (görünen) kısımlarına normal çöp kovaları monte edilir.

3.Bu kutucukların içine küçük bir lazer sistemi yerleştirilerek aşırı dolmamaları için takip edilebilir.

4.Çöpleri daha hızlı ve sistemli toplamak için özel bir çöp toplama aracı geliştirilebilir.
(Kadıköy belediyesinin küçük bir golf arabası mevcut ve bu aracın arka kısmında çöp kovaları ile süpürgesi bulunmakta. Görevli bayan belli zaman dilimlerinde merkezdeki çöp kovalarını kontrol etmekte ve temizlik yapmakta.)

5. Çöp kutusunun kasten doldurulup bombanın üst kısıma yerleştirilmesi gibi durumları engellemek için üst bölümde sertleştirilmiş özel bir metalden yapılabilir.
(Vatandaşları bu konuda bilinçlendirmek için çöp kutusunun üzerine “Lütfen çöpünüzü kutunun içine atınız ve çöp kutusu çevresine bırakılan şüpheli paketleri 155 polis imdat’a bildiriniz.” vb. bir ibare eklenebilir.)

Bu saydıklarım ilk bakışta yüksek maliyetli gibi görünebilir fakat İstanbul Büyükşehir Belediyesi bunların bir kısmını kendi bünyesinde üretecek teknolojiye sahiptir. Ayrıca bu sistem provakasyon tehlikesi olan belli işlek semtlere yerleştirileceğinden (şehir merkezleri ve yayaların yoğun olarak bulunduğu yerler) fazla maliyetli olmayacaktır sanırım.

Bu saydıklarımın geliştirilmesi (yada daha iyi alternatiflerinin) bir üniversitenin araştırma bölümüne verilirse (Tübitak’ta olabilir.) çok güzel ve yararlı sonuçlar elde edilebilir.

Bizimkisi sadece bir fikir! Üretmek, geliştirmek ve uygulamak sorumluların işi.

Tasarruf - Tasarım - 21 Temmuz 2008

Bursa Heykel’de yürüyordum. Yerde duran bir kaç çöp parçasını farkedince aklıma zderban’nın yazdığı yorumla birlikte gelen bir soru takıldı: “Neden yaya güzergahlarında çöp kovası yok?”

İstanbulu bilmiyorum, ama Bursada çöplere dikkatli bakınca, genelinin alışveriş fişleri, sigara izmariti ve sigara jeatininden oluştuğunu farkedebilirsiniz. Önce bunlar için bir çözüm düşündüm. Mesela fişi veren yerler kasalar olduğu için oralarda çöp kovalarının bulunması, sigara alınan büfelerde de bulunması gibi.

Sonra meydanda kurulmuş bir masa gördüm ve aklıma bu yazıda tanıtmak istediğim asıl fikir aklıma geldi: çok ziyaret edilen caddelerde konumlandırılmış geri dönüşüm masaları. Aynı kredi kartımızı alın diye bankaların koydukları türden.

Bu masaların görevi gelen geçen insanların ve o civardaki dükkanların çöplerini toplamak olur. Önlerinde bir kaç farklı renk çöp torbası olur. Bu sayede yerinde ayrıştırma da sağlanır. Bir masa, bir çöp kovasından çok daha akılda kalacak oluğundan; insanlar bir görür, iki görür, sonunda “Şu çöpü elli metre daha elimde tutayım sonra masa var zaten” demeye teşvik edilmiş olur..

Geri Dönüşüm

Ayrıca bu masalarda bekleyen kişiler tarafından bilgilendirme hizmeti de verilebilir. Üstelik masadaki görevliyle konuşmayanlar dahi, -bu masalar aynı zamanda bir reklam panosu gibi düzenlendiğinden- geri dönüşümü bir kez daha hatırlamış olurlar. Çevko ile AFM’nin beraber yürüttüğü projedeki gibi bir slogan ve el-afişi(solda) de yararlı olacaktır sanırım.

Etraftaki dükkanların yapabileceği katkıyı da unutmamak lazım. Teşvik etmek adına bu dükkanlara bir kaç sefer el ilanı dağıtılması iyi olacaktır. Tahmin ediyorum ki akşam saatleri, bu dükkanlar epeyce miktarda çöpünü masalara bırakacaktır.

Peki küçücük bir masa ne kadar çöp toplayabilir ki?
Bütün masalara yakın denecek bir yerde Çevko’ya ait bir depo bulunabilir veya bir iki sokak arkada kalkmak için dolmayı bekleyen bir minibüs. Masanın önündeki çöp torbaları dolduğunda, masa başında bekleyenler, depoda bekleyen kişilere çöpün dolduğunu haber ederler ve depodan gelen bir kişi dolu poşetleri alıp götürür, veya masada bekleyen (Bu yol kullanılırsa iki kişi şart gibi gözüküyor.) iki kişiden biri tarafından depoya götürülebilirler.

Özellikle İstanbul’da paraya ihtiyacı olan bir sürü üniversite öğrencisi gencimiz var. Düşük de olsa bir ücret karşılığında bu öğrenciler, hem geri dönüşüm için, hem de para kazanmak için bu masalarda beklerler. Ücretleri ödemek Çevko’nun görevi mi olur? Bence bu faaliyet bir kampanya gibi düzenlenip büyük firmalardan sponsorluklar alınabilir. Bu firmalar masada bekleyenlerin ücretini öderler ve reklam panosu gibi düzenlenen bu masalar vasıtasıyla, logolarını bir kez daha insanlara gösterirler.

Bu masalar vasıtasıyla bir de “Çöp kovası koymuyoruz, çünkü bombalı paket riski var.” düşüncesi de ortadan kalkmış olur.

Her ne kadar güzel bir şey olsa da, bu tip olaylar genel olarak uzun süreli olmaz. Bir gün bu masalar kalakacaktır. Ama en azından insanlar geri dönüşümü tekrar hatırlamış olur. Özellikle etraftaki dükkanlar geri dönüşüm alışkanlığı kazanmış olur. Masa kaldırılınca onlara geri dönüşüm arabasının geleceği bir saat ve hergün özel bir torba verilir ve o dükkanların geri dönüşüme devam etmesi sağlanır.

Bir de düşüncelerinizi Yorum Yazarak paylaşırsanız bu fikrin gelişmesi adına çok yararlı birşey olur.

Bilgi Verici - Tasarım - 7 Haziran 2008

Hepimizin bildiği bir şey: suyumuz bitmek üzere ve tasarruf yapmalıyız.

Bu yazıda su tasarrufu üzerine yapılan reklamlardan bahsetmek istiyorum.

Bir sürü reklam yapıldı bu konuda. Ve bir sürü reklam yarışması. Benim çıkış noktam da üniversitemizde gördüğüm bir yarışma afişi.

Nasıl bir reklam yapılmalı derken, önce yapılmışları düşündüm ve nerdeyse kayda değer hiç birşey bulamadım.

Peki güzel bir su tasarrufu reklamı nasıl olmalı? dedim.
Sonra da kendi kendime cevap verdim.

Öncelikle öğüt verilmemeli diye düşünüyorum. Çünkü insanlar genellikle öğüt dinlemeye yatkın değildir. Zaten eğer tam tersi olsaydı, babalarımızın tecrübelerini tekrar tecrübe etme gereği duymaz ve şu an çok daha gelişmiş bir medeniyete sahip olurduk.

Ayrıca öğüt vermenin bir iticiliği olabiliyor. Tabi reklamda bol bol su gösterip, suyumuz bitiyor demek de bir başka itici durum. Ama bunlar çok yapılıyor.

Mesela normal bir su tasarrufu reklamı:
Reklam başlıyor. Bir musluk sonuna kadar açık. Hemen düşündürüyor Bu reklamı çekerken suyu ziyan etmiyor musunuz? diye. Daha sonra bir el musluğu kapatıyor. Suyumuzu boşa harcamayalım. diyor ve reklam bitiyor. Şimdi bu reklam kimi etkiledi?

Bunun yerine insanlarda susuzluğu tecrübe etmiş gibi bir etki bırakacak bir reklam lazım. Yani reklam suyun bittiğinde neler olacağını göstermeli. En taze meyvanın bile buruşuk olduğunu, çocuğunuzun yatmadan önce su istediğini fakat vermediğinizi gibi biraz hüzünlü de olsa etkileyecek şeyleri göstermeli. Tabi bir miktar susatmalı, ki kişi reklamı izledikten sonra bir bardak su içsin ve gerçekten çok değerli desin.

Diğer bir önerim de bir kızılderili atasözü:

Son ağaç kesildiğinde,
Son nehir zehirlendiğinde,
Son balık yakalandığında,
Paranın yenemeyeceğini anlayacaksınız.

Bunu Su bittiğinde, parayı içemeyeceğiz. şeklinde kullanabiliriz.

Bir de su bitmek üzere olduğu için kola, kahve, çay vb içeceklerin hepsinin yasaklandığı gibi, bağımlılarını etkileyecek reklamları gerektiği yerlerde kullanabiliriz.

Ayrıca su bitiyor diyen bir reklamda arkaplanı açık renkler (özellikle açık mavi) ile doldurmak pek mantıklı olmayacaktır. Kahverengi daha güzel bir etki bırakacaktır.

Bu konuda göstermek istediğim iki güzel video var, fakat yalnızca youtubeda bulunduklarından gösteremiyorum.
Onun yerine bağlantılarını vereyim: Bağlantı1, Bağlantı2

Tasarım - 21 Mayıs 2008

İnternette gazete okumak zahmetli bir iş. Üstelik de bir sürü gazete sitesinin her biri birbirinden sıkıcı bir şekilde haber sergilemekte olunca iş çok daha zevksiz bir hal alıyor.

Tabi bir gazetenin manşet haberlerini, diğerinin iki köşe yazarını, öbürünün de bir yorumcusunu sevdiğimiz de oluyor. Ama kendimize göre bir derleme yapamıyoruz malesef.

Böyle olunca aklıma bir fikir geldi.

Nasıl ki iGoogle, my.live.com gibi sitelerde kendi sayfamızda durmasını istediğimiz elemanları belirliyorsak, (hava durumu, rss beslemeleri, …) bunu bir gazete için de uygulayabiliriz. Şunun manşeti burada dursun, şu köşe yazarı şurada şeklinde. Tabi çok okunan haberler/yazılar, hava durumu, spor, televizyonda ne var gibi kutucuklar da.

Bu kutucuklar kendi kendilerine yeni istenen haberleri toplayıp kullanıcıya sunarlar. Mesela RSS Beslemelerini kullanarak. Böylece site yönetiminin işleri de kolaylaşmış olur.

Fikir - PuanlamaGazetelerin vazgeçilmezi reklamlar var tabi bir de. Bir internet sitesi için de vazgeçilmez gelir kaynaklarıdır. Peki reklamları nasıl yerleştirelim?

Bence reklamları yerleştirmeyi kullanıcıları bırakalım. Her reklam alanının bir puanı olsun. Ve bir de baraj puanı belirlensin.

Mesela bütün reklamlar en aşağı dizilirse baraj puan aşılamasın, en üste dizilirse daha az reklam konulabilsin.

Yazıcıdan çıktı alabilme özelliğinin de unutulmaması lazım. Uzun ve önemli yazıları bilgisayardansa kağıttan okumak daha rahat oluyor.